Bir direniş alanı: Kürt Tiyatrosu

2012 yılının Ağustos’unda, Mardin’de yapılan arkeolojik kazılar sonucu 2300 yıl öncesine tarihlenen tiyatro maskeleri bulundu. Maskelerin orada ne aradığına dair ortaya şöyle bir iddia atıldı: “Roma İmparatorluğu’nda gezici tiyatro faaliyetleri sık yapılırdı. Belki de 2300 yıl önce Mardin’e gelen gezici tiyatrolardan biri maskelerini unuttu herhalde  yani öyle düşünüyoruz. Zaten bu arkeolojik alandaki çalışmalarımızda da sona gelindi.”

Mardin Müze Müdürlüğüne bu konuda katılıyorum. Bence de herhalde öyledir. Zira ilk şiirin okunduğu ve ilk resmin çizildiği, ilk sözün yazıldığı ve ilk şarkının söylendiği bu coğrafyada tiyatronun izlerini aramak biraz saçma. Hem zaten söz konusu arkeolojik alan Ilısu Baraj Projesi’yle suyun altında kalacak. Ne gerek var!

*****

Kürt sanatı savaşa karşı hayatta kalabilmek için kendi özgün dilini bir türlü geliştiremedi. Sanat, savaşın hâkimiyetinde bir dil geliştirmek zorunda kaldı Kurdistan’da. Bunu bir savunma mekanizması veya hayatta kalma refleksi olarak da değerlendirebiliriz. Kürtlerin tiyatrosunu da bu pencereden ele almak gerekir. Ne yazık ki Kürt tiyatrosunun kökenleri ile ilgili bugüne dek ne detaylı bir araştırma yapıldı ne de araştırmaya olanak tanındı. Bu yüzden Kürtler kendi cılız imkanlarıyla batılı anlamda tiyatroyu kültürlerine giydirmek zorunda kaldı.

Kürt Tiyatrosuna dair birkaç önemli aşamayı kronolojik olarak aktarmakta fayda var.

maxresdefault
Evdirehîm Rehmî Hekarî

Bilinen ilk Kürtçe tiyatro metni, Evdirehîm Rehmî Hekarî’nin 1916 yılında İstanbul’da Jîn Dergisi’nin 15 ve 16’ıncı sayılarında yayımlanan “Memê Alan” oyunu olduğunu söyleyebiliriz. Baskı altındaki bir dil/kültür için aslında hiç de yeni bir tarih değildir bu. Memê Alan’ın yayım tarihi, yüzlerce yıllık egemen kültürün ilk tiyatro metninden (Şinasi – Şair Evlenmesi) 56 yıl sonrasına denk düşüyor. Şöyle bir karşılaştırmaya gidilebilir: Binlerce yıldır ezilen bir dilin ilk tiyatro metni ile bin yıllık ezen dilin ilk tiyatro metni arasında 56 yıl gibi bir fark olması ciddi bir direnişe tekabül eder.

1921 yılında şehirlere bombalar yağarken Erbil’de Kürtçe tiyatro temsilleri yapılmaya başlandı.

1934’te Venedik Taciri’nin Erbil’de sahnelenmesinden 1940 yılına kadar yılına kadar Shakespeare’in Othello, Roomeo ve Juliet, Jules Cesar, Hamlet gibi birçok oyunu farklı şehirlerde Kürtçe sahnelendi.

Ermenistan’da 1937’de kurulan Elegez Kürt Tiyatrosu 10 yılda 15 büyük oyun (aralarında Mem û Zîn de vardır) sahnelenir.

Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin temellerini atan Dayîka Niştiman adlı oyun 40 günde 160 gösterime ve 80.000 izleyiciye ulaştı. Tiyatronun çalışmalarında aynı zamanda Mahabad Cumhuriyetinin lideri Qazi Muhammed de bizzat yer almıştır.

1950’den sonra onlarca Kürtçe Tiyatro metni yayımlanıır. (Bu metinler daha çok Süleymaniye ve Erbil’de yayımlanır.)

1965’te Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa Musa Anter’in ‘Birîna Reş’ adlı metni yayımlanır. (Metin daha sonra defalarca toplatılıp, yasaklanır)

1978’de Kemal Burkay’ın Dawiya Dehaq oyunu yayımlanır ve Diyarbakır, İstanbul ve Adana’da sahnelenir. Bu oyun 1980 darbesinden sonra Türkiye’de ilk defa 1991’de İstanbul’da sahnelenir.

1991’de Mezopotamya Kültür Merkezi İstanbul’da kurulur ve bodrum katlarında gizlice Kürtçe Tiyatro kendini örgütler.*

Kuzey Kürtlerinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan 1991 yılına kadar birkaç girişim dışında tiyatro faaliyeti görmek mümkün değil. 1991’den sonra Başta İstanbul ve İzmir olmak üzere Türkiye metropollerinin bodrum katlarında örgütlenmeye başlayan tiyatro gruplarının Kürt illerine ulaşması da 2000 yıllarına kadar engellendi. Öte yandan bu gruplar sık sık yasaklama, baskın, gözaltı ve tutuklamalarla yüz yüze kaldı. 2000 yılından sonra Kürt illerinde belediye seçimlerini Kürt partilerinin kazanmaya başlamasıyla (başta Batman ve Diyarbakır) bu illerde tiyatro da yaşam alanı bulmaya başladı. Kürt illerinde şehir tiyatrolarının kurulmasıyla birlikte Kürt tiyatrosu varlığını artık  tüm kesimlere kabul ettirmişti fakat savaşının boyutu değişti. Bundan sonra bir kimlik arayışına girdi. Devlet, sayıları giderek artan gerek kurumsal gerekse de bağımsız Kürt tiyatro gruplarına adeta savaş açar gibi kendi kurumları ve desteklediği sanat organizasyonları eliyle Kürt hikayelerini formundan uzaklaştırarak sahnelemeye başladı. Bu iş için ciddi bütçeler ayırdı. Mem û Zîn gibi coğrafyanın en eski ve temsil gücü yüksek hikayelerini çarpıtarak, özünden kopararak sahneledi. Bu çerçevede 2012-2013 sezonunda Van Devlet Tiyatrosu’ndan çıkan Mem û Zîn oyununu incelemekte fayda var. Kürt edebiyatının sağlam temellerinden birini oluşturan Ehmedê Xanî’nin Mem û Zîn eserini, yazar Cuma Boynukara oyunlaştırmıştı. 1997 yılında devlet tiyatrolarının hiçbir gerekçe göstermeden reddettiği oyun, Boynukara’nın 2009’da tekrar başvurması üzerine olumlu yanıt almış ve nihayet 2012 yılı Ekim ayında Van Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenmişti. Aynı yılın Kasım ayında yazar Cuma Boynukara oyunun özünden uzaklaştırıldığı gerekçesiyle dava açmış ve Devlet Tiyatroları 78 bin TL ödemeye mahkûm bırakılmıştı. Oyuna, Ehmedê Xanî’nin eseri ve Cuma Boynukara’nın uyarlamasıyla hiç ilgisi olmayan bir Türkmen düğünü eklenmiş, Newroz Nevruz’a dönüştürülmüş, hatta oyunun isminde bile oynama yapılmıştı. Öte yandan Ehmedê Xanî’nin eserindeki hâliyle yiğit, direngen ve onurlu duruşuyla Kürtler için önemli bir temsil olan Mem; pısırık, güçsüz ve çabuk pes eden bir karaktere büründürülmüştü. Beko ve Mîr sahnenin merkezinde konumlandırılırken, Mem sahnenin sağ köşesinde temsile sunularak değersiz kılınmıştı. Böylece hikâyenin özünden uzaklaşılmış, Kürt kültüründeki yeri azımsanamayacak olan Mem û Zîn hikâyesi hem Kurdîliğinden koparılmış hem de çarpıtılmıştı.**

Bu sırada Kürt tiyatro gruplarının salonları kapatıldı, gösterimleri sabote edildi ve hatta birçok sanatçı faaliyetleri nedeniyle yargılandı. Buna rağmen 15 yılda Kürt tiyatrolarının sayısı 50’yi geçti, gelenekselleşen festivaller organize edildi, onlarca tiyatro metni basıldı ve yüzlerce tiyatrocu yetiştirildi. Anlaşılacağı üzere Kürt tiyatrosunun yaşam savaşı sürüyor fakat; bu savaş artık var olma savaşı değil, bir kimlik mücadelesine dönmüş durumda.

Belki de yazının başına tekrar dönmek gerek. O maskelerin Mardin’e nasıl geldi? Devlet Ilısu Barajı’nı yapmakta neden bu kadar ısrarcı? Tabii ki bu soruları ezen-ezilen ilişkisi çerçevesinde cevaplayabiliriz. Orhan Aydın’ın 2007 Dünya Tiyatrolar Günü’nde okuduğu bildiride geçen “Sanat  korkakların işi değildir, hele tiyatro hiç değildir.”  cümlesini hatırlamak gerek. Bir asra yakın süren baskı ve yasaklamaya rağmen hala diri duran tiyatroyu alt edebileceğini düşünmenin şizofreniyle ilişkisini kurmak da çok rahat olacaktır. Augusto Boal, Ezilenlerin Tiyatrosu’nu kuramsallaştırırken söze şöyle başlar ve biz de o sözlerle bitirelim: “Başlangıçta tiyatro ditrambik şarkıydı; Açık havada şarkı söyleyen özgür insanlar. Karnaval. Şenlik. Daha sonra egemen sınıflar tiyatronun mülkiyetini ele geçirdi ve kendilerine ait ayrım duvarları inşa ettiler. Birinci olarak, oyuncuları seyirciden ayırarak insanları bölgüler: oynayanlar ve seyredenler –parti bitti! İkinci olarak, oyuncular arasında baş kahramanları kitlelerden ayırdılar. Baskıcı fikir-aşılama başladı! Bugün ezilen halklar kendilerini özgürleştiriyor ve bir kez daha tiyatroyu ele geçiriyorlar. Duvarlar yıkılmalıdır!” ***

—-

* Bu konuda ayrıntılı bilgi için Çetoyê Zêdo ve Yavuz Akkuzu tarafından hazırlanan “Kürt Tiyatro Tarihi” kitabına bakılabilir. [Kürt Tyatro Tarihi, Evrensel Basım Yayın, 2016]
**Yazının tamamı için https://porgebol.wordpress.com/2016/09/01/kurdistanda-savas-ozgurluk-kultur-iliskisi/
*** Augusto Boal, Ezilenlerin Tiyatrosu, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 2003

NOT: Bu yazı Sancı Dergisi’nin 11. sayısında “Soruşturma altında tiyatro” dosyası kapsamında yayımlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s