Kurdistan’da savaş-özgürlük-kültür ilişkisi

Önceki yazıda (Kurdistan’da sanatın savaşa karşı konumlanması) da belirttiğim üzere savaş ölümden beslenir ve var olan her şeyi öldürmek savaşın temel gereksinimidir. Bunun yanında, ruhları icat ederek savaşa karşı konumlanması ve pozisyon belirlemesi gereken sanat da muhakkak saldırı altında olacak, yok edilme tehdidi yaşayacaktır. Tekrar hatırlatmalı: Savaş sadece canlı varlıkları değil; fikirleri, inançları, sanatı, kültürü, duyguyu vb. de öldürmek için hedefine koyar. Üstelik bu öldürme arzusu somut savaşta olduğundan farklı olarak ‘barış adacıkları’nda da eylem halindedir.

Abdullah Öcalan Demokratik Uygarlık Manifestosu’nun beşinci kitabı olan Kültürel Soykırım Kıskacında Kürtleri Savunmak’ta kültür için ‘toplumların geleneksel zihniyetini ve duygusal hakikatini ifade eder” diyor. Öcalan, ulus-devlet’in muazzam bir “geleneği ve kültürü karartma/çarpıtma hareketi” olduğunu; bir hakikat olarak tarihe ve kültüre büyük darbe olduğunu söyler. Ulus-devletin kültürel ve sanatsal anlamda “işine geleni süzerek ve kendi çıkarları temelinde dönüşüme uğratarak aldığını” belirtir.

13488177101237504444-b.png
Van Devlet Tiyatrosu’nun oynadığı ‘Mem ile Zin’ adlı oyunun afişi.

Bu çerçevede Türkiye’de AKP hükümetinin Kürt halkıyla başlattığı müzakerelerin ardından 2012-2013 sezonunda Van Devlet Tiyatrosu’ndan çıkan Mem û Zîn oyununu incelemekte fayda var. Kürt edebiyatının sağlam temellerinden birini oluşturan Ehmedê Xanî’nin Mem û Zîn eserini, yazar Cuma Boynukara oyunlaştırmıştı. 1997 yılında devlet tiyatrolarının hiçbir gerekçe göstermeden reddettiği oyun, Boynukara’nın 2009’da tekrar başvurması üzerine olumlu yanıt almış ve nihayet 2012 yılı Ekim ayında Van Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenmişti. Aynı yılın Kasım ayında yazar Cuma Boynukara oyunun özünden uzaklaştırıldığı gerekçesiyle dava açmış ve Devlet Tiyatroları 78 bin TL ödemeye mahkûm bırakılmıştı. Oyuna, Ehmedê Xanî’nin eseri ve Cuma Boynukara’nın uyarlamasıyla hiç ilgisi olmayan bir Türkmen düğünü eklenmiş, Newroz Nevruz’a dönüştürülmüş, hatta oyunun isminde bile oynama yapılmıştı. Öte yandan Ehmedê Xanî’nin eserindeki hâliyle yiğit, direngen ve onurlu duruşuyla Kürtler için önemli bir temsil olan Mem; pısırık, güçsüz ve çabuk pes eden bir karaktere büründürülmüştü. Beko ve Mîr sahnenin merkezinde konumlandırılırken, Mem sahnenin sağ köşesinde temsile sunularak değersiz kılınmıştı (tiyatro oyunlarında kimi daha çok alkışlatmak isterseniz onu sahnenin merkezine koyarsınız). Böylece hikâyenin özünden uzaklaşılmış, Kürt kültüründeki yeri azımsanamayacak olan Mem û Zîn hikâyesi hem Kurdîliğinden koparılmış hem de çarpıtılmıştı.

Yine Abdulkerim Bülbül’ün 9 Eylül 2011’de yayımladığı “Kürtçe Şarkılar Nasıl Türkçe Oldu” (http://www.derindusunce.org/2011/09/09/kurtce-sarkilar-nasil-turkce-oldu/ ) başlıklı incelemesi, devletin kendi sanatçıları eliyle yaptığı kültürel yağma  ve talanın boyutunu ortaya çıkarmıştı. Buna benzer örnekler çoğaltılabilir. Sadece bu iki örnek üzerinden bile gidersek devletin, Kürtlerin kültürel ve sanatsal kodlarıyla nasıl oynamak istediğini görebiliriz. Ki bu durum sadece Kürtlere dönük değildir. Devlet, tekçilik-ulusçuluk üzerinden kendini var kılmaya çalıştığından, Kürtler için ele aldığımız durumun Rumlar, Ermeniler, Çerkesler vb. için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Bu sömürü/yağma işlemi tamamen özgürlük-esaret ilişkisiyle ilgilidir.

ucube-heykel-mansetlerde_83938_b.jpg

Politika ile sanatın ilişkisine değinen Schiller, İnsanın Estetik Eğitimi Üzerine Bir Dizi Mektup eserinde yer alan ikinci mektupta, gerçek politik özgürlüğün sanatla gerçekleşebileceğini söyler. Özgürlüğü, sanatın ve güzelin dünyasında aramak gerektiğini belirterek “İnsan, politik sorunu pratikte bir çözüme kavuşturacaksa eğer; o, politik soruna estetik sorun aracılığıyla yaklaşmalıdır, çünkü ancak ‘güzel’ aracılığıyla insan özgürlüğe giden yolu oluşturur” der.

Tüm bunları bir bütün olarak ele aldığımızda, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Kurdistan’a dair kültürel soykırım politikası açığa çıkar. Şunu da belirtmek gerek ki; devletin silahlı çatışmalara belli zamanlarda ara verdiğine tanıklık ettik; fakat kültürel soykırım hiçbir zaman mola bile vermedi. 2013-2015 yılları arasında sürdürülen müzakere sürecinde bile kimi sanatçılar muhbirleştirilip devlet kontrolüne alınmak istenirken kimileri de bunu reddettiği için tehdit ve baskılara maruz kaldı. Bu yüzden Kurdistan’da giderek tırmanan savaşta sanatsal ve kültürel üretimin sırası olmadığını, böyle üretimlerden geri durmanın gerekli olduğunu savunanların sömürüye çanak tuttuğu söylenebilir. “Toplumların geleneksel zihniyetini ve duygusal hakikatini” savunmak da en az yaşam alanlarını savunmak kadar değerlidir. Gerçek anlamda bir “politik özgürlüğün” hakikatten ve sanattan yoksun olamayacağı açıktır.

Miheme Porgebol

01.09.2016

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s